Yeter Ki İsteyin, Kınamamak İmkansız

Çocuksuzken, yerlerde kıyametler kopmuş gibi sebepsiz yere çırpınan, atmosfere kadar çığlıkları gelen çocukları gördüğümde tahammül edemeyip “Aman Ya Rabbi!” diyordum. Genelde ortamdan uzaklaşarak, böyle bir şey başıma gelse asla tahammül edemeyeceğimi düşünüyordum. O annenin tavırlarını da içten içe eleştirip “Çocuğa böyle mi davranılır? Şöyle şöyle yapacaksın ki bir daha yapmasın.” gibi kendi çapımda düşüncelerim de vardı tabi. Çünkü çocuksuzluk böyle bir şey. Sizin çocuğunuz dışarıda gördüğünüz hiçbir olumsuz davranışa sahip olmayacak. Daha ortalarda yok ama olsun. O dünyanın en mükemmel çocuğu. Çünkü onun annesi siz olacaksınız ve böyle şeylere asla mahal vermezsiniz.

Ama sana bir şey söyleyeyim mi? İşler öyle gitmiyor canım benim. Çocuğunuzun çığlıkları atmosferi delip uzaya yükselirken, kimi zaman tüm tahammülünüzle, kimi zaman saç diplerinizi yakan elektrikle alıp bağrınıza basabiliyorsunuz. Bazen de yolun ortasında öylece ağlayarak bırakıp, umursamazca yolunuza tek başınıza ve dimdik devam edebiliyorsunuz. Allah’ın verdiği aşırı sabır halini sonuna kadar kullanırken, zaman zaman kafaya huni takıp gezmeler de buna dahil elbette.

Yani bekarlara ve çocuğu olmayanlara çocuk bakımının zorluklarını, kitapsal anneliğin çoğu zaman işe yaramadığını, yapmam dediğiniz birçok şeyi dönüp misss gibi nasıl yaptığınızı, verdiğiniz tavizleri, uzmanların bazen halt ettiğini kolay kolay anlatamazsınız. Çünkü insan yaşamadığı şeyi anlayamıyor. Ancak başlarına geldiğinde anlayacaklar. Siz de karşılarına geçip “Ehuehuehu nağğbbeerrr?” diye güleceksiniz. Şaka şaka. En bilmiş halinizle ukalaca akıl vereceksiniz. Yok bu da olmadı. En mantıklısı, millet gibi “Bu da bir şey mi? Daha neler göreceksin!” demek yerine, yaşadığınız evreleri yaşayan insanları “Bu da geçer ya Hû” minvalinde rahatlatmak. Anladığınızı belirtmek, dinlemek.

Eh! Çocuksuzların tecrübe etmediği için sizi anlamaması normal de, peki çoluklu çocuklu ana babaların çocuğunuzun bir davranışından dolayı sizi mimikleriyle, sözleriyle yerin dibine sokmasına ne diyeceğiz? Bari sen yapma ya hu! Sen de anlamayacaksan beni kim anlasın ki acaba?

Mesela geçen gün biri bana “Ayyyhhh” dedi. “Bir kardeşiniz olsa işiniz zor valla😒.” Ama öyle bir yüz ifadesi ve tavrı vardı ki, sanki çocuğumdan bahsetmiyor da, bir uzaylıdan bahsediyor. Ne bileyim sanki yolda giderken at pisliğine basmış da tiksintiyle ayağını yerden kaldırmış; öyle bir yüz ifadesi, öyle bir kınama, öyle bir aşağılama mimikleri. Bu ifadeler karşısında uzunca bir gelişimsel açıklama yapacaktım ki cidden üşendim. “Her zaman böyle değil. Şu an saat geç oldu ve sıkıldı. Eve gitmek istiyor. O yüzden de etrafa sarmaya başlıyor sıkıntıdan.” dedim. Canı gönülden inanıyorum ki anlamadı. Oysa mesela, kendi güzel çocuğu sürekli olarak, denizlerin dibindeki balıkları sağır edecek derecede bağırıyordu her şeye. Ben çocuksuzkenki halimden eser kalmamış şekilde oturduğum yerden tebessümle bakıyordum bu tatlı miniğe. Çünkü minicikti. Çünkü çocukların geçtiği belli evreler vardı ve bunu engelleyemiyorduk. Bir bakıyorsun cır cır cır bağırıyor, sabırla bu evreyi atlatmaya çalıştığında davranışın zamanla söndüğünü görüyorsun. Peki bitiyor mu? Hayır. Sonra eşyaları fırlatmaya başlıyor, sonra ısırıyor milleti, sonra o bitiyor bir bakmışsın bulduğu tüm sıvıları yere döküyor küçük newton. Bunların hepsi gelişime dahil ve bize düşen sabırla, doğru yaklaşımla bunları atlatmak.
Benim minik zoddiriğimin de bu aralar canı sıkıldığında, uykusu geldiğinde, ortamdan bunaldığında etrafa sarma huyu var. Ortamda bir çocuk varsa gidip ısrarla ittirebilir, gider millet sohbet ederken ışığı söndürür. Ne bileyim işte o an ortam neye müsaitse sonuna kadar kullanır. Ama bunu sadece işte saat ilerlediğinde, uykusu gelip bunaldığında yapıyor. Bir de tabi kalabalık misafir ortamında ilgi eksikliği yaşadığında. Ben de oturduğum yerden “Ehehhehe. Canım benim ya nasıl da gelişiyor şuna bakın. Ne yapalım olacak bunlar yaşayacağız.” demiyorum elbette. Kalkıp müdahale ediyorum, odaya götürüp kısa konuşmalar yapıyorum falan.

Lakin o günden çok değil iki üç gün sonra başka bir arkadaşın çocuğundan bir güzel tekme yumruk yediğinden ve otuz yaşındaymışçasına “Vurmana gerek yok ki, paylaşabiliriz.” dediğinden haberiniz yok eminim. Ve ben inan ki hiç sinirlenmedim. Çünkü çocuklar da yetişkinler gibi değişken ruh hallerine sahip dostum. O an ne hissediyorsa onu yapıyor. Tek fark evet buna şiddet de dahil. Ama bir çocuk senin çocuğuna vurdu diye canavar değil ve o bir geçiş döneminde. Öğrenecek. Vurması hoşumuza gitmiyor inan. Hatta onu usülünce engellemeye çalışmaktan beni ateşler bastığına emin olabilirsin. Resmen kulaklarıma kadar yanıyorum o ortamda. Ama evet geçiyor bu da. Neleri atlattık biz he heeey!

Sonuç olarak, senin çocuğunda olmayacakmış gibi başkasının çocuğuna uzaylı muamelesi yapmana gerek yok. Üzgünüm canım ama sen de yaşayacaksın. Bu şekilde olmasa da başka şekilde. Ve üzülme, ben o zaman senin yanına gelip: “Olur böyle şeyler. Geçecek.” diyeceğim.

Yeter Ki İsteyin, Kınamamak İmkansız” üzerine 4 yorum

  1. Beyza Hanım 😊 Tebrik ediyorum 💕 Sizi takip ediyorum, örnek alıyorum inşAllah anneliği en güzel şekilde taşıyabiliriz. Rabbim yardımcımız olsun 😊

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s