Sıradan Annelik Çok Güzel Gelsene

Geçenlerde bir takipçim “Sizi neden takip ediyorum bilmiyorum. Diğer anneler gibi sıradansınız, oflayıp pufluyorsunuz. ” dedi.

Daha bir sürü şey dedi de, yavaş yavaş aktaracağım.

Bu tip yorumlar gördüğünüzde önce bir kan beyninize sıçrıyor. Tamam bu biraz abartı oldu ama önce bir kalakalıyorsunuz. Çünkü insan kendine karşı olumsuz bir tepki geldiğinde önce bir kalakalır, bu böyledir. Nefis var, nefis okşanmak ister. Sonra savunmaya hazırlanırsınız, gardınızı alırsınız, gözlerinizden ateş fışkırır, kulaklarınız yanar falan. Sonra bir durursunuz. Durursanız iyi olur. Çünkü o zaman sakin bir kafayla düşünür, sükunetinizi koruyarak cevap verir ve eleştiren kişinin sözlerini de kendi içinizde tartarak eksiğinizi görmeye çalışırsınız. Kendinizi de sorgularsınız eleştirinin içinde.

Sosyal medyanın en güzel yanı ani tepki vermemek, biraz bekleyip sakinleşince düzgün bir üslupla konuşabilmek. Bazıları bunu kötüye kullanıp normalde kullanamayacağı kötü bir üslup kullanarak tam tersini uyguluyor ama olsun. Biz hayır olanı seçelim.

Gelelim eleştiriye. “Eleştiriye açık değilsen neden buradasığğnn?” gibi saçma yorumları arkama atıp şöyle söyleyeyim ki bu hanımın yaptığı hiçbir hakaret yoktu. Eleştiriydi bu ve ben de kendi çapımda cevap yazdım. Engel mengel atmadım.

Önce yazdığı sözler bi incitti. Birine “çok sıradansığğnn.” demek incitir çünkü. Kelimelerin büyüsüdür bu. Kelimeleri ilk duyduğunuzda beyninizde ve kalbinizde oluşan etkiyi kontrol edemezsiniz. Ama sonra kelimeden çıkıp anlama odaklanırsanız farklı anlamlar çıkarırsınız. Ben de kelimenin iğnesini ruhumdan çıkarıp cümleye baktığımda, bana yapılan olumsuz eleştirinin içindeki güzellikten pay aldım kendime.

“Ne güzel!” dedim. Böyle görünmeme sevindim. Amacıma da ulaşmışım demek ki çok şükür.

Evet sıradanım. Aksi gibi görünmemek için uğraşıyorum şu sosyal medyada. Çünkü “gibi görünmek” aslı temsil etmiyor. Sadece görünüyorsun, egonu tatmin ediyorsun.

İbrahim Paşalı’nın “Artık iyi olmaktan çok iyi görünmek önemli.” sözlerini hatırlıyorum bu anda.

Demek istediğim, ben şu sosyal medyada eminim çoğu iyi niyetli olarak çocuğuyla geçirdiği mükemmel, güzel vakitleri paylaşan annelerden dolayı yetersizlik hissiyle boğuşan anneler (kendim de dahil) tanıdım. Bunu ciddi psikolojik sorun haline getirmiş olan annelerden mesajlar da alıyorum.Bana da oluyor bazen. Ben de vicdan azabı yaşıyorum zaman zaman. Sanırım ben iyi bir anne değilim, şuna baksana diyorum kendime.

Sonra biri geliyor “Sabrınıza hayranım” diyor. Tövbe bismillah! Kim o bahsettiğin? Demek ki dışarıdan öyle görünüyor. Ne kadar öyle yansıtmamaya çabalasam da…

Ben bu hesabı açtığımda ” insanlara bir şeyler vermeye çalışırken, onların ruhunu yaralamayacağım” diye niyet ettim. Mükemmel değilim ve öyle görünmeyeceğim dedim. Sonra Allah’a nasıl hesap vereceğim? Olmadığın biri gibi görünmenin hesabı ne ağır…
Bu çabamın sonucunda çok olumlu dönüt aldım. Daha dün:

“Sizin her anınızı paylaşmanızı seviyorum. Çocuğumuzda olan agresiflikleri Eymen’de de görünce ‘Bir bende değilmiş be oh.’ diye okuyorum. ‘Oh be o da zaman zaman sinirleniyormuş.’ diyorum” dedi.

Bir başkası “Sürekli her şey yolunda mesajı vermediğiniz, farklı bir bakış açısı verip şükür kapısı açtığınız için teşekkür ederim.” dedi. Normalde böyle paylaşmam ama yeri geldiği için yazıyorum son iki örneği.

Çünkü her anne bir kendinde problem var zanneder. Oğlum vuruyor diye kafayı yer, başkasını ısırıyor diye oturur ağlar, eşyaları fırlatıyor diye yerin dibine girer. Ben tüm bunların normal bir süreç olduğunu, önemli olanın sağlıklı şekilde hasarsız atlatmak olduğunu bağırmaya çalışıyorum.
Sosyal medya anneleri, annenin ötesinde bir varlık gibi görülüyor. Ama değil, valla değil! Herkesin evinde yaşanan çatışmalar, krizler onlarda da var. Ama paylaşılmayınca bilinmiyor tabi. Annelerin özellikle yaptığı bir şey değil bu. Kadın neden evindeki hır gürleri paylaşıp dursun ki? Ben eminim ki hiçbir anne “Güzel anlarımı paylaşayım da herkes ne kadar mükemmel olduğumu görsün.” diye paylaşım yapmıyor. Elbette kimse çocuğu kendini yerlere atarken video çekip atmaz. Ama bu yüzden karşı taraf da yanlış anlıyor. Çünkü burada sadece vitrin kısmı görünüyor hayatın. En güzel yanı, reklam tarafı. Fakat hayat böyle değil. Sinirlenmeyen insan yoktur. Burada önemli olan öfke kontrolü, öfkeliyken verilen tepkidir. Ben de zaman zaman burada bu anlarıma örnekler veriyorum. Sıradan olduğumu, herkes gibi olduğumu, mükemmel olmadığımı, her anne gibi ofladığımı, pufladığımı, kendimle savaştığımı anlatıyorum. Arada Eymen’le yaşadığımız çatışmaları ve bunları nasıl sonuca bağladığımızı yazıyorum. Anlatıyorum ki bilin.  Anlatıyorum ki hayatta önemli olan şeyin problemsizlik değil, problemi nasıl çözdüğümüz olduğunu görelim. Ders çıkarmamız gerektiğini, hata da yapsak, öfkemize yenilsek de özür dilemenin ne denli güzel ve özel olduğunu hatırlayalım diye…

Daha dün bir annenin sorduğu “Eymen çok mutlu, hiç ağlamıyor mu?” sorusunun ne kadar abes olduğunu görün diye. (Her gün düzenli olarak topluca ağlıyoruz halbuki. Eymen kendisi ağlıyor, benim de anamı ağlatıyor.)

Yani önemli olan çatışmasız bir hayat değil. Bu mümkün de del. Önemli olan içsel sorunlarımızı, eksiklerimizi fark edip bireysel terapi dönemine girmek. Kendini törpülemek, nefsini dizginlemek, olumsuz davranışları azaltmaya çalışmak.

Bu yüzden gönül rahatlığıyla sıradanım diyebilirim. Sıradan olmaktan mutluyum. Mükemmel görünmenin ağırlığını taşıyamam.

Ama diğer yandan bu cümlede yer alan ve tüm annelere “sıradan” diyen zihniyeti teessüfle karşılıyorum. Mükemmel görülen annelerin dışındakilerin sıradan anne lafıyla bilinçaltında aşağılanmasını hiç de hoş bulmuyorum. Burada paylaşım yapan ve yüksek takipçili anneler mükemmel anne, takipçileri sıradan anne; yani alt mesajda, bilinçsiz oflayıp poflayan anne öyle mi? Hadi oradan.

“Çocukları sabredilmesi gereken canlılar olarak görüyorsunuz.” demiş bana. Ne çirkin bir ifade. İçimi komple taramış, kalbimi, aklımı süzgeçten geçirmiş ve böyle bir karar vermiş.

Birincisi, hayat topyekun imtihandır ve Allah’ın bizden istediği şey sabırdır, sebattır. Ve Rabbimiz çocuklarımızın, eşlerimizin, mallarımızın da bizler için imtihan olduğunu söylüyor. İmtihan yalnızca çocuğun ağır bir hastalığa yakalanması, engelli olması değildir. Çocuğun ağlaması imtihandır, gece 10 kere emzirmeye kalkmak imtihandır, gündüz oturup dinlenememek imtihandır. Ve bunların hepsi sabır gerektirir. Ancak bu gerçekle “çocukları sabredilmesi gereken canlılar olarak görme” ifadesi çok farklı. Çocuklar birlikte yaşadığımız, dünyadan ahirete uzanan mutluluklarımızdır bizim. Bazen gülersin, bazen oyun oynarsın, bazen hüzünlenirsin, bazen çaresiz hissedersin, bazen de sabredersin. Sabır da yeri geldiğinde kullanılmak üzere binlerce duygu ve davranıştan biridir işte.
“Yeni ve çözüm odaklı bir yazınıza şahit olmadım. Şu şu anneleri okuyunca yeni bir şeyler okumanın heyecanı oluyor insanda. Biraz onları okuyun.” demiş. Bana birkaç kişi örnek vermiş. Şunlara bakın da annelik nasıl olurmuş öğrenin diyor yani. Bunlar gibi paylaşım yapmanız gerekiyor diyor bana çaktırmadan.

Şu karşılaştırmalardan bir vazgeçemedik. Çocuğumuzu, kocamızı, kaynanamızı, okulumuzu, öğretmenimizi, evimizi, fiziğimizi habire karşılaştırıp duruyoruz. Sıra bir de tanımadığımız insanlara geldi.
Ama kusura bakmayın sipariş üzerine değil, içimden geldiği gibi paylaşım yapıyorum. Uzman değilim ki ahkam keseyim. Tecrübelerimi paylaşıyorum hepsi bu. Bazen güzel anlarımızı, bazen yazılarımı, bazen bir resim, bazen oyun… Beni bir çocuk gelişim uzmanıyla karşılaştırma gereğini nereden buluyorsun? Neden buna gereksinim duyuyorsun? Herkesi kendi içinde değerlendir. Bir bak bakalım benim niyetim ne? Uzmancılık oynamak mı?

Bir de kime göre paylaşım yapmalıyım? Sana mı? Ona mı? Buna mı? Uzmanı olmadığım konularda ahkam mı keseyim? Bilmişlik mi taslayayım?

Yine de yazıyorum ve yazmaya devam edeceğim. Bir cümleye gözleri değip kalpleri okşananlar için, bir kişinin ruhunda iz bırakabilmek için, öğrendiklerimin sadakasını verebilmek için… Çünkü nasıl fakirin elindekinden kıt kanaat arttırıp verdiği sadaka, zenginin bol bol verdiği sadakadan değersiz değilse; herkesin çeşmesinden akan su miktarı nasıl farklıysa benimki de o hesap. Sen onun bol bilgili çeşmesinden doyarsın, ama belki benim mütevazı çeşmemden akan suyun tadını seven de vardır kim bilir.

O yüzden bırakın ben kafama göre yardırayım.
Elimde sihirli değnek yok. Sermaye budur.

Ve elimdeki sermayeyle, SİZE HİÇBİR ZAMAN GÜL BAHÇESİ VAADETMİYORUM.

Sıradan Annelik Çok Güzel Gelsene” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s