Öğretmenler Günü Romantizmi ve Bir Öğretmenin Dramı

Coşkulu değilim, söylenen güzel sözler, verilen hediyeler benliğimi okşayıp kendimi bir şey zannetmeme sebep olmuyor. Öğrencilere her türlü hakareti eden öğretmenlerin, öğretmenler gününde sevgi pıtırcığı olup meslek aşkıyla yanan cümleler kurmasını algılayamıyorum ve bu yapmacıklığı hazmedemiyorum.

 Üzgünüm.

 Daha fazlası, çaresizim. 

Öğretmenler gününde bir günlük romantizm sonrası yine aynı sistemin kucağında öğretmenlik yapacak olmanın çaresizliği içindeyim. Bu çaresizlik beni mahvediyor. Boşa kürek çekiyor gibi hissediyorum.

Ruhsal sıkıntı, baş ağrısı, hastalık olarak dışa vuruyorum tüm bunları.

Bu denli vahim olan ne? Nereden başlayacağımı bilmiyorum.

 Öğretmenliğin ilk yılında tükenmişlik yaşıyorum. Bunda acemiliğin payı çok fazla biliyorum ama gördüğüm ve değişmesi çok zor gerçekler var.

En baştan başlayayım.

1 yıllık dershane öğretmenliğimde klasik öğretmen modellerinin söylemlerini dinliyordum.” Güler yüzlü olma, kız, ceza ver, korkut.” Ben bunların çoğunu yapmıyordum ama tecrübeli öğretmenlere olan güvenim zamanla beni de böyle bir öğretmen olmaya iter miydi bilmiyorum. Meğer zaten balık baştan kokuyor, yanlışlık en baştan başlıyormuş.

Bunu çocuğum olduktan ve çocuk gelişimiyle alakalı bir kulvara atladıktan sonra fark ettim. Okudum dinledim araştırdım. Doğruyu bulduğuma inanıyorum. Peki icraat? İşte orada tıkanıyorum.

Size ilk örneğimi geçen yılki aday öğretmenlik seminerlerinden vereceğim.

90 tane çiçeği burnunda, meslek aşkıyla yandığını düşündüğüm aday öğretmen bir salonda seminercinin konuşmasını dinliyoruz. Seminerci:

– Okulda bir çocuğun sakız çiğnediğini görseniz nasıl tepki verirdiniz? diye soruyor. Cevaplar şu minvalde:

– Çabuk sakızını çıkar ve çöpe at!

– O sakızın yasak olduğunu biliyorsun!

– (Güya daha nazik) Okulda sakız çiğnemenin yasak olduğunu biliyorsun. Bu şekilde idare tarafından ceza alabilirsin.

Bu gibi cevaplar veriliyor. Hiçbiri içime sinmiyor ve ne tepki verirdim diye o sırada içimde beyin fırtınası yapıyorum. Ve vardığım sonuç şu:

– İstersen şimdi sakızını çantana koy, okuldan çıkınca ya da evde çiğneyebilirsin.

Derken sanki seminerci iç sesimi duymuşçasına aynı cümleyi kuruyor.

– Ben de bunu diyecektiiiim! diye bağırsam kimse inanmayacaktı tabi ki. Yanımdakine söylüyorum:

– Vallaha da düşünmüştüm!

Seminerci devamında da bu tip sorular sordu ve verilen cevaplardaki öğrencilerin onurunu zedeleyen cevapları çöpe attı, kendi uzlaştırıcı, kırıcı olmayan cevaplarını verdi. Salon durumdan hoşnut değildi. Klasik yöntemlerle büyümüş “taze” öğretmenlerden itiraz sesleri yükseliyordu.

– Hocam bunlar ütopik şeyler! Dünyaya dönelim, realite diye bir şey var!

Bu sözlerin karşısında fark etmeden dışımdan:

– Off! demişim. Yanımdaki arkadaş “Ne oldu sıkıldın mı?” dedi.

– Yok dedim. Yeni nesil öğretmenlere dair umutlarım vardı, onların bu halde olduğunu görmek canımı sıktı.

– Ay sen ne minnoşsun ya! tepkisiyle gülümsedim.

En son biri sabrımı taşırdı:

– Biz de böyle sözlerle, dayakla büyüdük ama psikopat olmadık!

En arka sıradan elimi kaldırdım. Öhöm. Sesimin titremesini gizlemeye çalışarak konuşmaya başladım. Zira öğrencilere konuşmuyordum. Karşımda 90 tane çoğu da benden bilgili, tecrübeli olduğuna emin olduğum öğretmen arkadaşım vardı. Ben kimdim ki? Ama o el kalkmıştı bir kere.

– Az önce bir arkadaşımız biz de böyle büyüdük ama psikopat olmadık dedi. Doğru, psikopat olmadık ama ufacık bir yol kavgasında birbirini bıçaklayan bir millet olduk. Tahammülsüz, sinirli ve en önemlisi de sorunlarımızı çözmede sadece bağırıp çağırmaya başvuran, yani problem çözme yetenekleri gelişmemiş bir halk olduk. Çıkın dışarı bir bakın. Öğrenci okula geliyor öğretmen aşağılıyor, eve gidiyor anne baba aşağılayıp hakaret ediyor. Bu çocuk ne yapsın? Sonuçta ne mi oluyor? Tüm sorunların, büyüklerden hakaretle, şiddetle çözüleceğini öğrenen çocuk ufacık problemde arkadaşıyla kavga ediyor. Problem çözme yetenekleri gelişmiyor. Tek bildiği çözüm kavga. Çünkü pratikte başka bir yola başvurmamış. Sonra da bunlar büyüyüp ülkenin vatandaşı oluyor işte. Anlayışsız, kavgacı, çıkarcı bireylere dönüşüyor.

Teneffüslerde koridorda koşan öğrencilere “Hayvan mısınız?” diye bağırıyor öğretmenler. (Biliyorum tüm öğretmenler orada birilerinin incinmesinden korkuyor. Ama yöntem bu olmamalı.) Bir kere ben de nöbetçiyken sınıfta boğuşan öğrencilere rastladım. Girip “Ne yapıyorsunuz?” dediğimde herkes aynı anda birbirini suçlamaya, ispiyonlamaya başladı. Bu durum canımı çok sıktı. Herkes kendini kurtarmak için arkadaşını ispiyonluyordu. Ama onları buna biz zorluyorduk. Sonra “Neden birbirinizi ispiyonluyorsunuz? Ben size sadece ne yapıyorsunuz diye sordum. -Oyun oynuyoruz- demeniz yeterliydi.” dedim. Birisi aniden “Vallaha mı hocam?” dedi.

Sonra onların oyun oynamalarının çok doğal olmasından ama sınıftaki başka arkadaşlarımın rahatsız olabileceğinden bahsettim, rahatsız olan var mı diye sordum falan. Belki ben sınıftan çıkınca yine devam ettiler ama bağırıp hakaret etmekten çok daha tesir ettiğine eminim.
Sonra işte buna benzer söylemlerle konuşmayı bitirdim. Tüm konuşma boyunca içimin acayip titrediğini hissettim. Sesime sirayet etmemiş Allah’tan. Gerçekten cümleleri zor toparlamıştım. Oturduğumda bir kısım öğretmen alkışlarken bir kısım öğretmen belki bana kızdı. Ama kimse aksi bir söylemde bulunmadı.

 “İşte istediğimiz öğretmen tipi!” dedi seminerci. O an bu hoşuma gitmişti elbette. Ama şimdi, bunun altında eziliyorum.

İşte tükenmişlik yaşadığım nokta bu:

Hayatları boyunca çoğu öğretmen tarafından aşağılanmış, bağırılmış öğrencilerle baş etmekte zorlanıyorum. Maalesef öğrenciler bu tip muamele kişiliklerine yerleştiği için sadece korkutularak susturulmaya alışmış, aksi bir durumda sizin iyi niyetinizi suistimal eder durumdalar. Ve 10-14 yıllık geçmiş yaşantıyı, koşullanmaları değiştirmem çok çok zor. Kendimi hani şu filmlerdeki haylaz öğrencilerin arasına girmiş idealist öğretmenler gibi hissediyorum. Ama onlar sonunda başarıyor. Ben ise bu hengamede kaybolmaktan korkuyorum.

Diğer yandan notla korkutup, hakaret etmek sınıfın sessizleşmesini sağlıyor evet. Ama öğretmen yalnızca kendini tatmin ederek, çıt çıkmayan bir sınıfta ders işlemiş oluyor. İnsanlara ısrarla şunu anlatmaya çalışıyorum; korkutularak susturulmuş bir sınıftan elde edilen tek sonuç sessizliktir. Dersi sadece zaten ilgili olan öğrenciler dinler. Dersi sevmeyen, ilgisiz öğrenciler susar ve beyinleriyle, ruhlarıyla orada olmazlar. Çünkü kişiliğine zarar verilmiş insan karşıdakine gücü yetmeyince geri çekilir fakat itaat etmez. İtaat ediyor görünür.

Birçok korkutularak susturulmuş sınıfta bu duruma şahit oldum. Çalışkan öğrenciler zaten en kötü öğretmen gelse dersi dinliyor, bizim görevimiz çalışmayanı da dersi sever hale getirmek.

Öğrenme gerçekleşen sınıf sessiz olmaz. Olamaz! Öğrenme gerçekleşen sınıfta coşku olur, heyecan olur, fikirler havada uçuşur. Ama merak duyguları öldürülmüş çocuklar onlara anlattığım ilginç bilgilerle şu anlık sadece alay ediyorlar! Elbette hepsi öyle değil. Kimisi çok ilgili, ama işte kötü örnekler insanın enerjisini emiyor. Kötü örnek dediğime bakmayın tabi. İnanın ben bana saygısızlık yapan öğrenciyi de seviyorum. Sadece bu durum, onların bu davranışları beni  üzüyor.

Benim çocuk yetiştirme felsefemde hakaret, ceza yok. Bunları anlık sonuçlar verdiğini çok iyi biliyorum. Fakat kişiliği zedelenmiş çocuklara bu felsefeyle yaklaşırsam anlaşılamıyor ve çok yıpranıyorum. Çünkü klasik eğitim sisteminin kurbanı olmuş bu çocuklar benim yöntemimi suistimal ediyorlar. Beni sevdiklerini, çok iyi olduğumu, çok minnoş olduğumu söylüyorlar. (Niye herkes bana minnoş diyor?) Ama aynı zamanda onlara kızmadığım için de konuştuklarını itiraf ediyorlar. Bu durumda da sınıf hakimiyeti olmayan bir öğretmen profili çizmiş gibi hissediyorum. Arada kalıyorum. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal.  İşte tam bu nokta, sanırım acemiliğim devreye giriyor ve “Kendine biraz zaman ver.” diyenlere hak veriyorum. Zaman diyorum. Zaman.. Zamanla pişeceksin.
Şimdi eğitim sistemi kötü falan muhabbetlerine hiç girmeyecektim ama birkaç cümlecik de söylemeden geçemeyeceğim. Kısır siyasi söylemlerle yapmayacağım elbette bunu.

1900’lü yılların başında teknolojinin insan hayatında çok az yer aldığı bir zaman diliminde oluşturulan eğitim sistemini hala uygulamamız saçmadan ziyade komik. Ama güldürmüyor. Şartlar değişiyor, dünya değişiyor, teknoloji çağı yaşıyoruz, ama eğitim sistemi hala aynı. Yani eğitim; hayata ayak uyduramıyor.

Finlandiya’nın eğitim sistemi (Günde ortalama 4 saat ders ve öğrencilerin tamamında başarı, sınavsız, testsiz hayat, ödev neredeyse yok, verilen ödevler de öğrencinin ilgisine özel, ev ortamı gibi sınıf, dinlenme koltukları, sınıfta gezip birbirine soru sorma imkanı vb.) ve son günlerde haber olan eğitim sistemini kökten değiştirmesi de buna bir örnek.

Hele hele “Bulut üzerine okul inşa etmek” isimli ted konuşmasını izledikten sonra kahroldum. Buyrun buradan: Öğretmensiz Eğitim . Kahrolmak isteyenler izleyebilir.

İşte bu yüzden diyorum; kırgın, kızgın ve çaresizim.

Ama sanmayın ki bunca olumsuz düşüncem ve çaresizlik beni pes ettiriyor. Eğer pes edersem kendime ihanet etmiş olurum. Eğer kendi çocuğumun kişiliğini zedelemeden yetiştirmeye çabaladığım gibi öğrencilere de öyle bir eğitim vermezsem, kendimi çiğnemiş, kendimi inkar etmiş olurum.

Yüz tohum ekerim, biri yeşerir.

Yüz öğrenciden birinde farkındalık oluştururum; o bana yeter.

Sınıfımdaki bir ses “Öğretmenim! Bu çocuk 5. sınıftan beri ilk kez matematikte parmak kaldırıyor.” der oturur ağlarım.

“Öğretmenim sizi sevdiğim için tüm notları yazıyorum.” der biri, gözlerim parlar.

Kimisi de eksiğimi söyler, mutlu olurum; düzeltmeye çalışırım.

Sesin 40 dakikanın çoğunda eksik olmadığı sınıflarımda, matematikten nefret eden öğrencilerimin soru sorduğunu görmenin gururuyla şükrederim.

Yani sanmayın ki tüm öğrenciler, tüm öğretmenler yukarıda yazdığım kötü örneklerde olduğu gibi. Azınlıkta da olsa iyi örnek de var. Ve biliyorum sancılı da olsa çoğalacaklar, yeşerecekler. Bu yeşilliğin içinde bir avuç da benim çiçeğim olsun istiyorum. Kötü bir şey mi istiyorum?

Öğretmenler Günü Romantizmi ve Bir Öğretmenin Dramı” üzerine 16 yorum

  1. Bir yerden başlamalı ve bu güzellik ve iyilik çoğalarak yayılmalı inş. Bu farkindaligi olusturabilmek önemli diye düşünüyorum inş da yapabiliriz. Güzel günlere, çok daha güzellerine inşallah. Sizi seviyoruz..

    Beğen

  2. Eveeet her zamanki gibi bi solukta okudum çok güzel bi konuya değinmişsin durumu ozetlemissin..
    Satırların arasındaki bi cümle çok dikkatimi çekti..
    ‘Anne olduktan sonra’
    Evet anne olduktan sonra hayat felsefemiz o kadar çok değişiyor ki. Bizlerin nw kadar narin kirilgan haylaz bi o kadarda tatli kuzularimiZ varsa okula gelen öğrenciler de bi Annenin kuzuları. Bizler nasıl kendi evlatlarımiza kiyamiyorsak onlarada sevkatle yaklaşıp incitmememiz lazım..
    Aynı şekilde iyi bir Öğretmen istiyorsakda iyi bir Ebeveyn de olmak zorundayız.. Egitim ilk once Evde Anne ile başlar diyorum lafı fazla uzattığımi fafk ederek tekrar yazı için teşekkür ediyorum 🙂

    Beğen

    • Canım benim eksik olmayan yorumların için Allah razı olsun mutlu ediyorsun 🙂 evet. Anne olduktan sonra çocuklara çok farklı bir gözle bakmaya başlıyor insan😊

      Beğen

  3. Keşke matematiği sevebilmem için sizin gibi bir öğretmene rastlasaydım derim öyleyse bende. Siz vazgeçmeyin. Şimdi oğlum 3.5 aylık umarım sizin gibi bir öğretmeni olur. 🙂

    Beğen

    • İnşallah bu güzel hüsnü zannınız dua yerine geçer ve dersine girdiğim öğrenciler de böyle düşünür. Rabbim evlatlarımıza iyi, hayırlı öğretmenler nasip etsin😊

      Beğen

  4. Allah razı olsun sizden 💕 ne güzel bir kalbiniz var 💕 Rabbim bu istikametten ayırmasın.. Sizi gören meslektaşlarınıza da bu düşünceleri nasip etsin mevlam.. Eğitim sistemi inşallah değişir en kısa zamanda… Rabbim hepimizin hakkında hayırlısını nasip etsin inşallah 💕

    Beğen

    • Aminn saolun güzel düşünceleriniz için🌼🌼 hayırlısı inşallah hepimizin için en güzeli en hayırlısı olur☺️☘️

      Beğen

  5. Ben de doğruyu düşünen 1 tane olmaktan korkmam. Hep, “ben varsam benden 1 tane daha bu şehirde yahut bu ülkede yahut en azından bu dünyada vardır.” diye düşünürüm.
    Bir de size de umut olması açısından, geçen TV de izlediğim sosyal deneyi anlatayım-bana umut oldu😊-. Kirmızı ışıkta karşı dan karşıya geçmeye çalışan bi grup eleman var,bunların yanına deney yapildigini bilmeyen vatandaş geliyor. Hepsi koşarak karşıya geçince O da yola atlıyor.
    2.durumda 1 i hariç hepsi yola atlıyor. Gelen başka vatandaş yola 1 adım atıyor,bakıyor ki yanındaki sabit duruyor O da geri adım atıyor, yesil ışığı bekliyor.
    Sonuç olarak TV benzer şeyler yorumlasa da ben şu sonuca vardım;Herkes hata yapinca sorgulamadan topluluğa uyuyoruz. Ama 1 kisi bile dogru yapsa gelen her kişi sabit durana uyuyor. Ben varsam benim gibi dogru düşünen 1 i daha olabilir😉

    Beğen

    • Çok güzel bir örnek verdiniz teşekkürler ☺️ inşallah tabi yorulsam da yıpransam da, Allah izin verdikçe bu yolda gideceğim, gideceğiz. 🌼🌼🌼

      Beğen

  6. Aradan bir ay gecmis siz yazınızı kaleme alali ancak yine de yorum yapmadan edemedim. Tebrik ediyorum gercekten, müfredatı bitirme odaklı olmaktan, öğrenciyi her anlamda geliştirme odakli bir ogretmen arkadasimi gormus olmak gurur ve umut verici. Sinif hakimiyeti diyerek öğrenci onurunu hiçe sayan ve öğrenmenin sadece sessizlikle butunlestigi zaman gerçekten amacına ulaştığına inanılan bir sistemin değişebileceği hissini verdiniz bana.. Teşekkürler

    Beğen

    • inşallah yazdıklarınız gibi bir öğretmen olmayı ve bunu daimi olarak yapabilmeyi başarabilirim. Sağolun. Gözlerinize sağlık.:)

      Beğen

  7. Siz bu yazıyı geçen sene yazmışsınız. Sitenize ilk defa girdiğim için yeni görüyorum yazıyı. Yaklaşan 24 Kasım ve öğretmen olmam ilk bu yazınızı okumaya itti beni. Öncelikle yazı çok güzel. Kendimi, geçen senelere nazaran daha asabi, tahammülü azalmış bir öğretmen olarak görüyorum. Yazıyı okuyunca kendime bir çeki düzen vermem gerektiğini daha bir anladım. Teşekkür ederim.

    Beğen

  8. Yazınızı okumak bu seneye nasipmis. Aynı duyguları yaşıyoruz hele ki sınıfta gürültü olunca sınıf hakimiyeti olmayan öğretmen olarak algilanma korkusu bende de var. Bakalım bu sene güzel bir sene olur inşallah. Bu arada ben de anne olunca çocuklara bakışım degisti

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s