Bir Yazar Annenin Varoluş Sancısı (Çok Da Fifi) 

Bu yazıyı neden yazmak istedim bilmiyorum. Belki biraz hasbihal, belki biraz hoş beş edelim, öz eleştiri yapalım diye…
Ben yapayım diye yani, olayın sizle bir alakası yok 🙂

Biraz size “Yazar Anne” nasıl ortaya çıktı ondan bahsedeyim. “Beni siz var ettiniz!” klişelerine girmeyeceğim. Hepimizi Allah var etti. Bunda hemfikiriz. Aksini düşünen varsa çarpıya bassın. Şaka şaka. Hem aşırı hoşgörülü hem de şakacı bir hatun kişisiyim.

Gelgelim hikayenin orta yerine. Sonuçta hiçbirimizin hikayesi çocukla başlamadı. Ortadan bir yerden daldı hayatımıza. Ama onların kucağımıza düştüğü an, tam da zurnanın zırt dediği andı. Benim de aynen böyle oldu. 3 ay önceden folik asit bile içmedim. Tüm aksilikler, olumsuzluklar bundan oluyor sanırım. İçseydim daha farklı olabilirdi. Olmadı. Neyse.

Tam ev bulduğumuz, ev almaya imza atacağımız hafta, taşınma işini resmiyete bağlayacağımız, bir özel kurumun farklı bir şubesinde öğretmen olarak işe başlayacağım hafta, hamile kaldığımı öğrendim. Ankara’da annemlerin yanındayım. Eşim İstanbul’da. 1 hafta sonra gelecek ve ben tabi ki gelince yüzüne söylemek istiyorum bebeğimiz olacağını. Boru mu bu, bebek geliyor sonuçta. Ama olmuyor. 1 hafta saklayıp son gün söylemek zorunda kalıyorum. Sinirlerim bozuk. (Vidalar gevşek zaten hemen bozuluyor.) Cuma akşam gelecek ve ben perşembe söylemek zorunda kalıyorum. Çünkü gelmeden önce ev alma işlemleri için imza atacak. Ben hamile olduğumu kurum yöneticisine söylediğimde sene ortasında doğum yapacağım bahanesiyle işten çıkarılıyorum. “İmza atma.” demek zorunda kalıyorum. Benim maaş yok hanımlar çulsuza bağlıyoruz yani. Normalde çok zengindik.  O kadar sersemliyor ve gördüğüm muamele yüzünden hormonların da etkisiyle bir haftadır o kadar ağlıyorum ki; bu güzel haberi ona bu psikoloji altında whatsaptan ultrason fotoğrafı atarak haber veriyorum. Arayamıyorum bile. Düşünsenize bir mesaj geliyor, açıyor adam. Zönk! Karşında bebek! Böyle bir hödüklük olabilir mi?

Öyle işte. Evlenip gittiğim ve henüz 1 yıl olan bu koca şehirde boşluğa düşüyorum. Ben ne yapacağım şimdi? İş yerine sayıp sövüyorum. Tüm feminist damarlarımı ayağa kaldırıyorlar, bir kanasa içinde boğulacaklar haberleri yok.

Ama bu süreçte unutmamam gereken ama unuttuğum bir şeyi sonradan hatırlayıp hem şükrettim hem utandım. O zaman bana çok kötü bir felaket gibi gelen ve tüm planlarımızı alt üst eden bu işten çıkarma olayı çok büyük hayırlara vesile oldu. Buradan yazamayacağım çok çok büyük hayırlar. Şer görünen bir şeyden bizim nankörlüğümüze rağmen çok büyük hayırlar çıkardığı için Allah’ın büyüklüğünü ve olaylara sadece göründüğü gibi dümdüz baktığım için kendi küçüklüğümü idrak ettim. Ağzıma kürekle vurdum. Çok küçüktüm. Aşırı küçük. Hatta “Ben küçük bile değilim ki…” sözünün canlı haliydim.

Hamile kaldığım süre boyunca Yazarlık Atölyesine gittim.  İçimi yeniden keşfetmemi sağladı. Yazma istek ve yeteneğimi bir hayli yonttu, düzeltti, alevlendirdi. Doğuma iki hafta kalana kadar gittim. Zeytinburnundan Üsküdar’a… Herkes orada doğuracağım konusunda espriler yapıyordu. Daha da gidecektim de, sandalyede dersi dinlerken oluşan bel ağrılarım bana “Dur artık be insafsız otur evinde!” dedi. Sonra doğurdum işte bildiğiniz üzere. Bu araya doğum hikayesi girmeyecek. Sizi korkutmak istemem. Şaka şaka. Kolay bir doğum süreci olmadı onu diyorum, ölümlerden döndüm gız goşun! O yüzden şu an için kalsın. (Yazar burada ilgi çekmeye çalışıyor.) En büyük hayırlardan biri ise 2 yıl boyunca doya doya çalışmadan oğlumu büyütmek oldu. Paha biçilemezdi. Bunu yaşamasaydım, 2. çocuk olursa yine 2 yıl ücretsiz izne ayrılacağım demezdim. (İnşallah tükürdüğümü yalamam.)

Ne diyorduk? Ha.. Aslında yazar annenin oluşumuna dair giriş yapmış oldum. (Giriş buysa yandık.) Hiç beklemediğim bir anda hamile kaldığım için anneliğe dair hiçbir şey bilmiyordum. Buradaki “hiçbir” ifadesi abartı değildir. Çocuğun altını değiştirmeyi, nasıl emzireceğimi, doğacak çocuğa hangi kıyafetler alınacağını, nasıl ve ne yemek yedirileceğini, ufacık ayrıntıları bile bilmiyordum. Sürekli okuyorum araştırıyorum doğruyu öğrenmeye çalışıyorum. Sonra Eymen doğunca; “insanlar bana faydalı oldu, ama bir hayli zor buldum aradığım bilgileri. Ben de yaşadığım, okuduğum, tecrübe ettiğim her şeyi paylaşayım diğer anneler de faydalansın diye bir hesap açıyorum. Zaten çalışmıyorum, evdeyim. En azından bu şekilde bir şeyler üretmiş ve fayda sağlamış olurum diyorum. Zira ömür boyu aktif bir hayat süren kadınlar için evde oturmak zordur. (Yazar burada artistlik yapıyor. Sanki atom parçalıyor çalışırken.) Bu sırada instagramdaki anne furyasından, lansmanlardan, reklamlardan, beybi şovır kovırlardan, doğum günü kutlama çılgınlıklarından falan haberim yok. Daha önce ilgim olmadığından hamile kalınca birkaç anne takip etmişim hepsi o. Sonra ben de her şeyden habersiz bir hesap açıyorum işte, adını “yazaranne” koyuyorum. Annelik kimliğimle ilgili bir şeyler paylaşacağım için anne kelimesini, hayatımın en büyük tutkusu yazmak olduğu için de yazar kelimesini birbirine yapıştırıyorum. Başlıyorum yazmaya paylaşmaya. Anam sonra bir bakıyorum her yer anne! Oanne buanne şuanne xmom ymom zmom… Nereye düştüm lan ben? diyorum. Nasıl bir gruba dahil oldum? İçlerinde çook faydalandığım canım anneleri takibe alıp, diğerlerini eliyor, popülarite derdine düştüğünü gördüğüm sayfaları takipten çıkarıyorum. (Burada yazar kendini bir şey sanıyor.) Kimseyi yadırgamıyorum, sonuçta ben de onlardan biriyim. Bana o biçim gelen, başka birine şu biçim gelebilir. Ama bana bu furya fazla gelmeye başlıyor. Buna dahil olmak istemiyorum. Profillerden fırlayan bu aşırı gösteriş gözlerimi sıkıca kapatma isteği uyandırıyor. Ben de onların arasında kendimi kaybetmekten, onlar gibi görülmekten, en çok da niyetimin kaymasından korkuyorum.( Noldu kınadın mı? Kınama. İnsan en çok kendisinden sığınmalı Allah’a.    İnsana en çok kendisi aldatır çünkü. O an için yanlışları doğru gösterir. Hata yapıp hatasını kabul etmemekte insanoğlu üzerine yoktur. Nefis bu nefis. Bir de şeytan var tabi. Nalet şey.) Kapatsam mı hesabı diyorum? Yemiyor. Paylaşmaya devam edip adımı mı değiştirsem diyorum. Herkes “değiştirmeeeğğ” , “biz sana öyle alıştık amaaağğ” diye tepki verirken, ben isim düşünmeye başlıyorum. Bir tane buluyor ama Türkçe karakter engeline takıldığından saçma bir görüntü oluşturacağını düşünüp yapamıyorum. İçime sinen bir isim bulamadım henüz, bulur muyum bilmem.. Bulursam zaten bir bakmışsın hoop gitmişim.

Olaylar bundan ibaret. Bu cümleden itibaren bu ana geldik. Geçmiş bitti. Bugündeyiz. Sadece paylaşım yapıp beğeni yorum alıp, bunları takip etmek dışında bir takım işler peşindeyim. Sizin için, kendim için, rıza için, hepimiz için… Gerçekleşir mi bilmem. Gerçekleşirse haber ederim kesin. Tutamam çenemi.

Söyleyeceklerim de bu kadar. Bitiş duası: Allah bizi gösteriş sevdasına, alkışlanma arzusuna, niyetimizi O’nun rızasından çıkarmamıza izin vermesin. Dünya başlı başına çok kaygan. Ve kayarken hiç fark etmiyorsun. Sonra kafan bir yere çarpınca fark ediyorsun olan biteni. En iyisi kask takmak. Kask iyi fikir. Alalım.

Bir Yazar Annenin Varoluş Sancısı (Çok Da Fifi) ” üzerine 9 yorum

  1. Güzel akıcı paylaşım olmuş 🙂
    Bizim “Ser bildiklerimiz de hayır, hayır bildiklerimiz de Ser vardır” 😉
    Bunu zamanla anlıyor insan.

    Beğen

    • Teşekkür ederim canım benim 🙂 evet söz olarak hep dilimizde ama yaşayarak öğrenmek ayrı idrakımızı sağlıyor🌼

      Beğen

  2. Yazdığınız hikaye sanki benim hayatım gibi evladım 3 yaşında. isden çıkarıldı m hamileliği mi öğrendiğim gün doğum sene ortasına geliyor diye mat.öğretmeniyim çocuk eğitiminde aynı yolu izliyoruz ne kadar çok benziyor uz güzel anne yazaranne

    Beğen

    • Yoksa siz ben misiniz? 🙂 şaka bir yana gerçekten de bir hayli benzemiş yaşadıklarımız. Ne yapalım yazmış Mevlam:) Rabbim hayırlar getirsin her zaman hepimize 🙂

      Beğen

      • Vardır bir hayır demiştim ve oğlumun yanında olmak yetmisti bana suan ne kadar hayırlı olduğunu görüyorum .buarada atanmak için cokçabalayan biriyim tavsiyenize ihtiyacım var ama sizinle nasıl irtibata gecebilirim

        Beğen

      • İnstagram @yazaranne ve facebook “Yazar Anne – Beyza Mutlu” sayfalarından birine mesaj atabilirsnz 🙂

        Beğen

  3. Şucuanne bucuanne bilmemkiminannesi furyasından bööggh gelmiş ve ”yahu insan sadece normal anne olamaz mı” diye neredeyse kendimi ısırma boyutuna gelmiş olan ban’ a, ilk defa bu kadar samimi bir yazaranne geldi.oh be yaşasın normal anneler! Kaybolsun öbur anneler 😁

    Beğen

  4. Şucuanne bucuanne bilmemkiminannesi furyasından bööggh gelmiş ve ”yahu insan sadece normal anne olamaz mı” diye neredeyse kendimi ısırma boyutuna gelmiş olan ban’ a, ilk defa bu kadar samimi bir yazaranne geldi.oh be yaşasın normal anneler! Kaybolsun öbür anneler 😁

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s