Çocuğa Karşı Ceza ve Şiddetin Felaket Sonuçları

Bir iş yaparken, dışarıda yürürken bir yandan kulağım da çalışsın diye bir şeyler dinlerim. Bugünlerde dinlediklerimden biri ademgunes.com‘daki “Dinlenilmesi Tavsiye Edilen Sorular”. Kategori kategori ayrılmış durumda, bu açıdan çok güzel. Gerçekten çok şey öğrendim ve herkese de şiddetle tavsiye ediyorum bu kayıtları. Hatta ‘Dinlemeyen çocuğunun gelişimi açısından çok şey kaybedebilir.’ gibi de iddialı bir cümlede buluyorum.Ben çocuğumu Adem Hoca’nın tavsiyelerine (Anadolu Pedagojisine) göre yetiştiriyorum ve Allah’a şükür çocuğumdan çok güzel dönütler alıyorum. En önemsediğim konulardan birinden  “Şiddet, baskı, ödül, ceza ” bölümünden başladım dinlemeye ve bitirdim. Dinlerken sürekli not aldım. Bu notları sizinle de paylaşmak istiyorum. Bu yazıda cezanın, şiddetin, baskının nasıl bir felaket olduğunu anlattım ve kendimce ispatladım. Bir sonraki yazımda bunlara alternatif çözümler yazacağım. Lütfen sonuna kadar okuyunuz. Çünkü ülkemizde maalesef çocuk yetiştirmede anne, baba, hatta öğretmenler bile işe yaradığını düşünerek cezaya, şiddete başvuruyor.  Ancak araştırıp öğrenmeden çocuğun kişiliğinde ve ruhunda nasıl hasarlar bıraktığımızı fark etmiyoruz ve özellikle ergenlik çağına girince problemler ortaya çıkmaya başlıyor. İnanın programa öyle insanlar bağlanıyor ki. Kimisi cezayla, psikolojik ya da fiziksel şiddetle yetiştirdiği çocuğunun halini anlatıp yardım istiyor, kimisi Adem Hocanın tavsiyeleriyle yetiştirdiği çocuğunu anlatıp teşekkür ediyor. Birçok kez o anne babaların feryatlarını dinlerken ağladım.  Programları sesli olarak dinlediğimden aşağıda yazacaklarım Adem Güneş’in anlatımlarının benim cümlelerimle sunulmuş halidir.Ara ara kendi yorumlarım da var. Kusuru varsa bana aittir. Buyrun:

Açıkçası ceza konusunda kafam çok karışıktı. Bize üniversitede gelişim psikoloji derslerinde iki tip ceza öğretildi. Tabii ki fiziksel ve psikolojik şiddet içeren cezalara o zaman da karşıydım. Bu birinci tip ceza. İkinci tip ceza ise çocuğu bir şeyden mahrum bırakmak. Televizyon izlememe, dışarı çıkmama, çikolata yememe gibi yaptırımlardan bahsediyorum. Acaba bunlar uygulanamaz mıydı? Adem Güneş iki tip cezaya da şiddetle karşı çıkıyor. Fakat bunun yanında şunu söylemeliyim ki ikinci tip cezaya olumlu bakan uzmanlar da var. Burada biraz iş ebeveynlere düşüyor. hangisi bizim vicdanımıza uyuyorsa onu almalıyız. Ancak burada referans kolayı, kendimizi rahatlatanı seçmek değil; (Ve sanırım sorunun sebebini bulmaya çalışmaktansa ceza vermek en kolayı) Tamamıyla çocuğumuzun sağlıklı bir birey olarak nasıl yetişeceğini düşünmekten geçiyor. Ben de ölçtüm tarttım ve inşallah çocuğumu büyütürken elimden geldiğince cezaya başvurmamaya karar verdim.

Ceza ile Davranış Kazandırılabilir, Ama Daha Büyük Problemlere Davetiye Çıkar

Bakın Adem Hoca açıkça diyor ki: ‘Yüzlerce, binlerce aile, çocuk, problem geldi karşıma. Yıllarımı verdim bu işe. Ama ceza ile adam edilen tek bir çocuk dahi görmedim!’ Bu cümle köşe taşı olacak bir cümledir. İşin ilginci ceza ile baskı ile davranış kazandırılmayacağını söylemiyor. Kazandırırsınız, ama yeni sorunlara davetiye çıkar diyor. Kazandırırsınız ama görünürde kazanır. Örneğin, çocuk ceza almamak ya da azar işitmemek için yatağını toplar, dişlerini fırçalar, kitabını okur. Sürekli anne babasına kendini beğendirmeye çlışır. Anne baba da doğru bir şey yaptığını zanneder çocuk bunları yapıyor diye, ama çocuk anne babasından ceza almamak için çırpınır durur ve bir yerde yorulur yapmamaya başlar. Anne babanın ne kadar çabalasa da yine kızdığını, memnun olmadığını gördükçe yıkılır ve bırakır. Çünkü kızmaya ve ceza vermeye alışmış ebeveynler en ufak şeyde bunu kullanır. Kolay kolay memnun olmazlar. Çocuk da bu sebeple başarmanın zevkini tadamamıştır, bir şey yapabiliyor olmanın hazzını yaşamamıştır.Yani içsel motivasyonu yoktur. İnsan dışsal motivasyonla bir yere kadar gider ve tıkanır. Kendi kendini motive etmiyorsa, yaptığı şeyin yararlı olduğunu düşünmüyor, örneğin ödül için yapıyorsa sonuca ulaşması zordur. Ulaşsa da boşluklar yer alır kalbinde, ruhunda. Bir şeyler eksiktir.

Çocuk bunları içselleştirmedikten sonra bir gün o evden çıkıp gittiğinde ya da siz yanında olmadığınızda yapmak istediğini yine yapacak ve eski alışkanlıklarına ilk fırsatta dönecektir. Yani biz sadece sonuca bakarsak, maşallah her dediğimiz yapıyor  ‘E tabi dayak cennetten çıkmadır.’ mantığıyla yaklaşırsak ilerde çok büyük bir yanılgı için girdiğimizi anlarız. Çocuğumuz genç olup o dayak yediği, hakaret duyduğu eve gelmek istemeyince, sözümüzü dinletemeyince dank eder kafamıza. Ve kalbindeki sevgi boşluğunu dışarda aramaya başlar. Hangimiz sürekli hakaret duyduğumuz, ceza yediğimiz bir eve girmek isteriz? İlk fırsatta kaçarlar bu yüzden onlar da. Ben şu an etrafıma bir bakıyorum. Genç çocuklarına sözü geçmiyor ebeveynlerin. İstediği saatte giriyor çıkıyor çocuk, nereye gittiği belirsiz, arkadaşları belirsiz. Annesi tek kelime ettiğinde de tıpkı onun küçükken yaptığı gibi bağırıp çağırıyor annesine ne acı! Siz de bakın etrafınıza, mum gibi çocuğum var diye övünen anne babalar, öğrencileri için övünen öğretmenler marifetmiş gibi anlatıyor bunu. Bu bir maharet değil. Sen şu anın mağduru olan ama ileride zalime dönüşecek, şiddet uygulayacak bireyler yetiştiriyorsun Allah muhafaza! Eşine zalim olabilir, çocuklarına, öğrencilerine, hastalarına zalim olabilir bu insan. Ve unutmayalım, uslu çocuk yoktur! Ne kastediyoruz bundan? Çocuk yerinde duramaz, fıtraten karakteri sakin olan çocuklar bile merak duygularına, keşif dürtüsüne engel olamazlar.

Aşağıda ceza ile kazandırılan davranışların nasıl aldatmacadan ibaret olduğunu gösteren bir örnek var:


Çocuğunun Üzerindeki Otoritesini Kaldıran Babanın Yaşadıkları

Bir baba bağlandı programa. Kendisi öğretmen ve benim başta belirttiğim 2. tip ceza olan mahrum bırakma ve ödül sistemini uyguluyormuş oğluna. Oğlunu sürekli kontrol ediyor ‘Hadi hadi ’ diyerek, sürekli uyararak ödev, düzenli olmasını vb. sağlıyormuş. Oğlu da gerçekten derslerinde başarılı, düzenli bir çocukmuş. Adem Hocayı dinledikten sonra ‘Acaba oğlum ben uyarmasam bunları yapmaya devam edecek mi? Yani bu davranışları içselleştirdi mi? Yoksa ben söylediğim için mi yapıyor?’ diye merak etmiş. Oğlunun üzerindeki tüm baskıyı kaldırmış. Ve zamanla çocuk yaptığı tüm iyi davranışları bırakmış. Bambaşka bir insan olmuş. Bunu görünce yıkıldım, oturdum ağladım diyor adam. Bu yüzden her şeye sıfırdan başlamış.


Ceza ve Şiddet Farklı Şeyler Mi?

Çoğu zaman şiddetin kibar adı cezadır.. Cezaların çoğu fiziksel ya da psikolojik şiddet içerir. Bana göre şiddet ebeveynin acziyetidir. Çocukla başa çıkamayan ebeveynler, cezaya, şiddete başvurur. Yani biz çocuğa tesir edemiyoruz, sözümüzü dinletemiyoruz, o yüzden cezaya, şiddete başvuruyoruz demektir bu. Senin çocuğun daha 2 yaşında büyüsün de gör diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama ben bu yaşta bile bazı annelerin çocuğa nasıl bağırdığını, vurduğunu, ceza verdiğini görüyorum. Hamd olsun elimden geldiğince bunlardan uzak kalmaya çalışıyorum. Bu yazdıklarım da benim teminatım olsun. İlerde Allah korusun böyle şeylere kalkışırsam bakıp bakıp utanayım, yapamayayım. Aşağıda dinlerken beni ağlatan, kanımı donduran bir örnek var. Buyrun ceza şiddet miymiş değil miymiş ve sonuçları nelermiş görelim:

Çocuğunu Banyoya Kapatan Anne Ve Karşılaştığı Sonuç

 

Bir anne aradı programı. 2 yaş civarındaki oğlunu yemeğe gelmiyor diye banyoya kapatmış. Çocuk çığlıklar, ağlamalar içinde özür dilemiş. 1-2 dakika sürmüş bu hadise. Sonra annesi banyodan çıkardığında altını ıslattığını görmüş. Büyük ihtimal de korkudan yaptı bunu. İyice deliren anne zaten korkudan altını ıslatan çocuğu alıp yatağa atmış. Başka şeyler de yapmış ama Adem Hoca oraları okumadı. Cinsel organına yönelik bir hırpalama olabileceğini düşündüm dinlerken. Anne o günden sonra çocuğunun hiç itiraz etmeden her yemeğe oturduğunu ama problemlerin de tek tek başladığını ifade etti. Tabi anne anladığım kadarıyla ara ara başka zamanlarda bu tip şiddet ve cezaları uygulayan birisi. Çocuk şimdi 12-13 yaşlarındaymış ve anne, oğlunun kız kardeşini taciz ettiğini öğrenmiş, yıkılmış, ne yapacağını bilmez halde. Yine ne tip bir taciz olduğunu Adem Hoca gizledi. Toplumda bilinenin aksine tacizden, tecavüzden yakalanan erkeklerin küçük yaşta şiddet gördüğünün görüldüğünü söyledi. Yani tacizin kaynağına bakıldığında cinselliğin değil şiddetin olduğu gözlenmiş. Ben o anneyi dinlerken ağladım. Çocuğun banyodaki çırpınışlarını düşündüm, dayanamadım. Annenin istediği olmuştu. Cezayla çocuğu her yemeğe oturur olmuştu. İyi miydi her şey yani? Yeterli miydi? Sonrasında ise şiddetin nasıl bir genç ortaya çıkardığına, kişiliğine, ruhuna nasıl darbe vurduğuna bir bakın. Diğer konuya geçecek olursak;  anne çocuğuna banyoya kapatma cezası verdi. Peki bu şiddet değil midir sizce? Bence şiddetin dik alasıdır. Şimdi bu anne hayır şiddet uygulamadım ceza verdim dese inanır mısınız? Hem de öyle bir psikolojik şiddet ki bu, yıllarca çocuğun içini yemiş bitirmiş.

Şiddet Psikolojik Bulaşıcılık Taşır

 Adam karısına bağırıyor, anne çocuğuna , çocuk kardeşine, kardeş okulda arkadaşına… Böyle gidiyor bu. Yani şiddet, şiddeti doğuruyor. Unutmayalım şiddet doğuştan gelen değil, öğrenilen bir davranıştır ve psikolojik bulaşıcılık taşır. Biz çocuğa her yaptığı hatada bağırırsak, ceza verirsek, döversek; çocuğun problem çözme yetenekleri gelişmez. Çünkü yaşayarak öğrenmemiştir ki. Tek gördüğü şey şiddettir! Bu yüzden büyüdüğünde de, okulda, işte, sosyal hayatta her problemi şiddetle çözmeye çalışır. Ya tartışır, ya kavga eder, ya aşağılar, ya çalışanlarının burnundan getirir… Çocuğuna fiziksel ya da psikolojik şiddet gösteren ebeveynler lütfen çocuklarını gözlemlesinler. Nasıl da kendilerinin kopyası haline geldiklerini görecekler.

Televizyon Şiddeti Tetikliyor

  

 Yapılan araştırmalarda çizgi filmlerdeki şiddet görüntülerinin evde şiddete maruz kalmasa da çocukların içine işlediği ve şiddete eğilimli hale getirdiği gözlenmiştir. Yani yukarıda bahsettiğimiz bulaşıcılık tv’de çok fazla. Ben etrafımda vurdulu kırdılı, kavgalı, şiddet içeren çizgi film izleyen çocukların durduk yerde havaya yumruklar salladığını, sadece şiddet içeren oyunlar oynadıklarını, gördüklerini kardeşlerine,arkadaşlarına uyguladıklarını, sürekli eşyaları izledikleri kahramanlar gibi olmak için etrafa fırlattıklarını fark ettim. Aynı zamanda sürekli şiddet, kan, ölüm temalarını işleyen programlar elbette alışkanlık kazandırıyor ve farkındalık, duyarlı olma, empati gibi yetenekleri öldürüyor. Tv konusu çok önemli, bu konuda ayrı bir yazı hazırlıyorum. O yüzden burayı uzatmayacağım. Şiddetin bulaşıcılık taşımasıyla ilgili bir örnek:

Öğrencin seni üzse ne yaparsın?

Bir anne oğlunun öğretmeninden fiziksel şiddet gördüğünü söyledi. Oğlunun kulağını çekmiş, başka bir arkadaşının da ayağıyla dizine vurmuş. Bir gün anne oğluna ‘Sen öğretmen olsaydın ve öğrencin seni kızdırsaydı ne yapardın?’ diye sormuş. Çocuk: “Dışarı çıkarırım, konuşurum, yine dinlemezse kulağını çeker, ayağımla dizine vururum.” diye cevap vermiş. Anne bin bir titizlikle büyüttüğü çocuğunun bir öğretmen yüzünden bilinçaltına böyle şeylerin yerleşmesine çok üzülmüş. Yani çocuklar gördüklerini, yaşadıklarını mıknatıs gibi çeker. Bunu kendi çocuğunuzda rahatlıkla görebilirsiniz. Her söylediğinizi söyler ve sizin davrandığınız gibi davranmaya başlar, sizin gibi tepkiler verir.

Eş Eşin Terapistidir

Programı arayan çoğu anne baba vicdan azabından kıvranıyor. Küçükken şiddet gördüğünü, sevgiden yoksun kaldığını şu anda da kendisini tutamadığını söylüyor. “Nolur yardım edin!” diye feryat ediyorlar. Adem Hoca küçükken şiddet gören bir anne-babanın çocuğuna da şiddet gösterme eğilimi olduğunu, ancak bunun farkına varıp, okuyarak, terapilerle, eşinin yardımıyla aşılabileceğini söylüyor.

Başlangıçta en faydalı terapilerin ise eşlerin birbirine uyguladığı yardım olduğunu vurguluyor. Şiddet uygulayan taraf bunun farkına vardığında ve vazgeçmek istediğinde eşine çekinmeden bunu söylemeli, konuşmalı ve destek istemeli. ‘Bana yardımcı ol, kendimi tutamıyorum. Çocuklarıma vuruyorum.’ diyebilmeli. Karşıdaki eş de şefkatle yaklaşmalı. Anne baba sevgisi tatmayan, şiddet gören eşine merhamet etmeli. Eşine tebessümle yaklaşmalı, uzatmalı elini. Eşinin kendini kaybettiği anlarda o da ona bağırmamalı, bağırırsa olaylar tıkanır, kısır döngüye girer.

Allah Bile Cehennemi Haber Veriyor, Biz Çocuğa Neden Ceza Vermeyelim?

Programa bir izleyici bağlandı. “Allah bile insanlara cennet ve cehennemi haber veriyor. Cehennem de bir cezadır. Oysa siz çocuğu hiç bir şekilde ceza verilmemesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bu ikisi bir çelişki oluşturmuyor mu?” diye sordu. Adem Güneş’in cevabı ise benim ceza konusundaki düşüncelerimi netleştirdi. Maalesef insanlar yaşadığımız şu devirde asla hatalarını kabul etmiyorlar. Ve bu hatalarına çok güzel dini, siyasi, psikolojik vb. kılıflar uydurabiliyorlar. Bu da onlardan biriydi.Oysa hocanın cevabı şöyle;

  1. Allah’ın haber verdiği bu ceza irade sahibi yetişkinler içindir. Hiçbir çocuk hangi dine mensup olan bir ailenin çocuğu olursa olsun bluğa erene kadar imtihana tâbi değildir yaptıklarından sorumlu değildir. Yetişkinlerin işledikleri günahları işleseler dahi Allah onları cezaya tabi tutmaz. Demek ki çocuklar Allah katında irade sahibi bir birey değil. Yani tam tersi Cenabı Hak hiç bir şekilde çocuklara ceza vermiyor. Asıl çelişki olan bizim daha tam olarak kişiliği şekillendirilmiş irade sahibi olmamış bir çocuğa ceza vermemiz. Aynı zamanda çocuğun kişiliğinin şekillendiği evrelerde çocuğa verilen cezalar kişilik gelişimini zedeliyor. Şunu da unutmamalıyız ki psikolojide çocuklara ceza yoktur. Yoksa yetişkin bir insan kendi iradesiyle adam öldürdüğünde elbette ona bir ceza vardır.
  2. Allah insanlara mühlet veriyor. Yani biz işlediğimiz her günahın arkasından cehenneme mi sokup çıkarılıyoruz ya da yalan söylediğimiz an başımıza taşlar mı yağıyor? Hayır, Allah cehennemi bir son olarak insanlara haber veriyor. Bize hatalarımızı telafi için zaman veriyor. İnanın her hatamızda bize ceza verseydi acılar içinde yaşardık. Oysa biz çocuğumuzun işlediği her yaramazlıkta ona ceza verirsek sürekli olarak onu cehennemin içinde yaşatmış olmaz mıyız? İşte bu pencereden baktığımızda çocuğa ceza vermek Cenabı Hakk’ın uygulamalarıyla tamamen ters düşüyor. Ceza vererek çocuğunu adam ettiğini iddia edenler var. Ne haddimize? Allah onu zaten değer verip eşrefi mahlukat (en şerefli varlık) olarak mükemmel surette yaratmış. Her türlü istidadı içine koymuş. Yani o zaten adam! Zaten iyi bir insan! Ve unutmayalım biz iyi bir adam/kadın olursak çocuklarımız da iyi bir adam/kadın olur Allah’ın izniyle.

Peygamber Efendimizin Ezanla Alay Eden Çocuğa Tepkisi

Açık konuşayım. Benim hayatımın her alanında olduğu gibi çocuk yetiştirme konusunda Peygamber Efendimizi (sav) öncü edindim. Onun hayatına ve çocuklarına, torunlarına karşı tavrına baktığımızda metotları arasında asla cezanın, şiddetin olmadığını görüyoruz. Emin olun faydalı, işe yarar olsaydı O’nun hayatında görürdük bunu. Kızı içeri girince ayağa kalkan bir insandan bahsediyoruz şu anda. O ki, hata yapan, suç işleyen çocuklara bırakın kızmayı, ceza vermeyi; onları sahiplenerek rehabilite etme yolunu seçmiştir. Burada sizinle bir olayını paylaşacağım. Adem Hoca bu olayı anlattığında, bilmeme rağmen gözyaşlarıma hakim olamadım o enginliğin, o muhteşem gönlün karşısında.

Hani bazen çocuklar çocuksu fıtratlarıyla islami ögelerle dalga geçerler. Namazı hoplayıp zıplayarak kılarlar, sureleri dalga geçer gibi okurlar vb. Kutsal saydığımız değerlerle böyle alay edildiği takdirde, böyle bir manzara karşısında ne yaparız? Çok uzağa gitmeye gerek yok. Camilere bakın, çocuklar azcık koşsa, şımarsa nasıl da aradan biri çıkıp hemen kızıyor değil mi? Bakın Efendimiz ne yapmış:

Efendimiz bir gün mescide giderken ezan okunuyor. Sokaktaki bir çocuk da ağzını eğip bükerek sesler çıkarıyor ve ezanla dalga geçiyor. Namaz kılındıktan sonra Efendimiz çocuğu yanına çağırıyor, mütebessim bir çehreyle gözlerine bakıyor ve:

  • Ne kadar güzel bir sesin var öyle. diyor.

Ve çocuğun kalbinin kapılarını açıyor, ona kıymet veriyor.

  • Bir ezan okusan, biz de dinlesek… diyor.

Çocuk utanır vaziyette: ‘Ben ezan okumayı bilmiyorum ki…’ diyor. Efendimiz gülümseyerek:

-Öyleyse ben okusam, sen de tekrar etsen olur mu? Diyor.

Birlikte okuyorlar.  Sonra Peygamberimiz başını okşuyor ve tekrar sesinin güzelliğine iltifat ediyor. Çocuk o kadar mutlu oluyor ki, bir süre sonra Efendimizden onu falanca yere müezzin olarak atamasını istiyor. Ve Efendimiz ‘Sen çocuksun’ demedi, onu bir yere müezzin yaptı. Bakın bu tavır karşısında ezan dolusu çocuk.

Yıllar sonra o sahabe yaşlandığında bazı sahabe arkadaşları ona kızıyordu. Saçları neredeyse beline kadar geliyordu. Saçlarını toplayıp tepesinde tutuyordu. Arkadaşları da ona biraz düzenli olması gerektiğini, erkeklerin saçının beline kadar uzamaması gerektiğini, bu şekilde Peygamber temsilcisi olmaktan uzaklaştığını söylüyordu. Söz konusu sahabe ise yaşlı gözlerle diyordu ki:

‘O saçlara kim dokundu bilmiyor musunuz? ’

Söz konusu sahabe Ebu Mansure’dir.

10 dakikalık bir hadise, nasıl da ruha işliyor görüyor musunuz? Bir de söz konusu Peygamberimiz olunca…

 

Ceza Vermemek, Kızmamak Kural Koymamak Değildir!

Ceza vermeyin şiddet uygulamayın derken, evde saldım çayıra gibi bir durum olsun, çocuk istediğini yapsın hiç karışmayalım demiyoruz elbette. Elbette evde belli kurallar, sınırlamalar olacak. Ama nerede sınır koymamız gerekiyor meselesi bu çok önemli. Bu sınırları koyduktan sonra da anne baba asla taviz vermemeli. Örneğin çocuk fıtratında içgüdüsel olarak taşıdığı merak duygusuyla çekmece karıştırmak istiyorsa içindekiler de zararsızsa izin verilmeli diyor Adem Hoca. Sen o çekmeceyi açıp kapatıyorsun, içinde de bir şeyler var ve çocuk bunu görüyor; hem de hayatında ilk defa! Açması lazım, açıp kapatmazsa, karıştırmazsa duramaz. Alışır diye düşünmeyin, bu doğal bir gelişim sürecidir. Çocuğun evde oyun oynaması, yeri geldiğinde dağıtması, koşması engellenmemeli. Ancak örneğin çocuk oturup saatlerce bilgisayar oyunları oynuyorsa, televizyonun başından kalkmıyorsa bu gibi durumlara elbette sınır koyulmalı. Çocuk mutlaka bu sınırlar karşısında direnecektir. Ağlayacaktır kendini yerlere atacaktır. Çünkü biz o sırada çocuk için zor bir şey yapıyoruz, haz aldığı bir şeyi elinde alıyoruz. Anne baba taviz vermemeli. Bakın yine bağırmaya gerek yok: ‘İstediğin kadar ağla oğlum, bunlar senin için zararlı. Evimizin bazı kuralları var ve hepimiz bunlara uymak zorundayız. Hiçbirimiz kafamıza göre hareket edemeyiz.’ deyip sınırlarından taviz vermemelidir.’ Bazen çocuk, özellikle okul öncesi dönemde istediğiniz kadar açıklayın anlamaz çünkü yaşı oyunların, televizyonun ona zararlı olacağını anlaması için müsait deildir.  Yine de taviz verilmemelidir. Ancak çocuklar okul çağında ise TV izlemek bilgisayar oynamak size yasak diyip kestirip atmamak gerekir. Mutlaka 7 yaşından sonra haftada belli bir gün ve saatte aile toplantıları düzenlenmesi ve onlarla oturup istişare edilmesi gerekir.

 

Başta söylediğim gibi, buraya kadar kendimce cezanın, şiddetin zararlarını her yönden ele alan bir yazı hazırladım. Bundan sonraki yazım peki alternatif olarak ne yapmalı sorununa yönelik olacak.

 

Çocuğa Karşı Ceza ve Şiddetin Felaket Sonuçları” üzerine 2 yorum

  1. Paylaşım için Allah razı olsn.. Mevzu çocuk olunca akan sular duruyor.. Bildiğin gibi biri 4 biri 2 yasında yavrum var.. Büyük kızım aşırı hırçın itaatsiz ozgur ruhlu.. Kendi istekleri kendi kurallı ve kendi uygulamaları olan bi çocuk.. Bazen onunla baş etmek o kadar zor oluyor ki.. Onca isimin arasında şuan başlığı gorunce oturup okudum.. Ne yapabilirim diye.. Çünkü kızımın hırçınlığı ogluma da yansıyor ve zamanla ablası gibi olmaya başlıyor.. Sakin daha uysal anlattiklerimi anlayıp kabul eden bi çocukken zamanla anlattiklarimi dinlemeyen hala yapmak istediğine odaklanan bi çocuk haline geliyor buda zamanla beni daha çok yoruyor ve yipratiyor.. Çünkü ablası anlattiklarimi anlıyor fakat yapmak istemiyor.. Ki yapmiyorda. Suanki en büyük sorunumuz anne baba ile yatma.. 2yasina kadar aksam yatağında uyuyup gece bizim yanimiza gelip yatiyordu.. Bunda sikinti yoktu bende karsi cikmiyordum.. Sonra 22 aylikken kardes oldu mecbur anne bebege yoneldi daha az zaman gecurmeye basladi kizi ile.. Bu evrede kiz babaya yoneldi onunla yatip kalkmaya basladi derken gorev geregi baska sehire tasinmak zorunda kaldik.. Bulundugumuz ilce soguk bi bolge oldugu icin sobali evde kaliyorduk haliyle kislari tek bir odada kalmak zorundaydik.. Bu evrede kiz baba ile yatip kalkmayi iyice pekistirdi.. Bebek biraz daha buyudu anne onu besleyip ayri bi yere yatiriyordu.. Sonra kiz cocugu 4 oglan 2 yasina giridi vebu evrede artik neredeyse anne baba 2senedir beraber aynı yastığı paylaşmaz hale geldiler.. En son on günlük tatilin ardından şehir dışından gelen anne buna son vermemiz gerektiğini söyledi eşine.. Baba ile anne saatlerce konuştu anlamadı kız çocuğu.. Sonra baba ceza vermek istedi ve birazda sert bi tonla bunca yıl yapmadığı şekilde bi tavır sergiledi çocuk iyice korktu annenin boynuna sarıldı kilitledi kendini ve yalvarmaya başladı.. Çocuğun gözlerinde o korkuyu ve yalvarmaları goren baba çocuktan ozur dileyip tamam seninle yatacagim dedi ve kaldığı yerden yaşamına devam etti.. Evin diğer bireyi olan 2yasindaki oğlan çocuğu bu durumları gozlemlerek kendi yatağında yatmaz oldu.. Anneye sarılıp anne ile uyumak uyanmak istemeye başladı.. Şuan anne bu durumdan çocuklarını etkilemeden odaları nasıl ayricak çıkmazların içinde… Bu sebeple yazıyı bi solukta okudum.. Ayrıca dip not: baba olmadığı zaman kız çocuk anne ile yatıyor.. Ve Yalnız yatmak istemediğini söylüyor..

    Beğen

    • Merhaba canım. Başıma gelmese de seni ve çaresiz hissetmeni çok iyi anlıyorum. İnsan ne kadar uzman dinlerse dinlesin başına gelmesi çok farklı bir şey. Yalnız adem güneş şunu her zaman söylüyor. Çocuk iki yaşına kadar annesiyle koyun koyuna yatabilir hiçbir zararı yoktur. Bu güven duygusunu artırır. Dört yaşına kadar da aynı odada fakat farklı bir yatakta yatmalıdır. 4 yaşından sonra da odası ayrılmalıdır. Eğer bu ayrılıklar yaşanmazsa Anne baba çocukta bir bağımlılık halini alır ve bunu düzeltmek daha zordur ilerde. Benim naçizane tavsiyem ne olursa olsun kızınla yatağı ayırın. Ancak kızarak değil. Zaten siz de kızma taraftarı değilsiniz anladığım kadarıyla, fakat İnsan çaresiz kalınca ne yapacağını bilemiyor. Benim kendi fikrim o yatağında yatarken uyuyana kadar yanında bekleyin gerekirse elini tutun. Başta elbette direnecektir ağlayacaktır ama taviz vermeyin kızmayın da asla sakinliğinizi kaybetmeden gülümseyin ve ” ben buradayım kızım sen uyumadan gitmeyeceğim seslendin anda yanına geleceğim. ” diyerek mutlaka o güveni verin. Elbette ilk günler zor olacak çünkü çocuk anne babasıyla yatarken bundan mutlu oluyor ve zevk duyuyor. Elinden herhangi bir haz duygusu olan çocuk buna itiraz eder elbette. Bunları yaşamayı göze alın. Ancak eşinle birbirinize destek olarak saatinizi getirmemeye çalışın yoksa yaşamış olduğunuz gibi tamamen ters teper. Hırçınlaşması farketmeden yaptığınız bir şeyden kaynaklanıyor olabilir. Kendi kuralları ve istekleri olabilir ancak evin kurallarına aykırı ise taviz vermeyin. Oturun konuşun ve kendi kurallarınızdan önce evin kuralları olduğunu bu kurallara uymamız gerektiğini anlatın. Elbette onu da dinleyin fikirlerini duyun. Bağıracaktır Ağlayacaktır kendini yerlere atacaktır istediği şey olmadığında. Sakinliğinizi koruyun ve “İstediğin kadar ağlayabilirsin kızım istersen git şu odada ağla. Ama istediğin olmayacak çünkü bunlar hepimizin ortak kararı.” Deyin. Bir gün boyunca da ağlada kararınızdan dönmeyin. İnşallah yavaş yavaş ağlaması azalacaktır. Annem Güneş’in sayfasında dinlenilmesi tavsiye eden sorulardan arama butonunda anneyle yatakta yatma, yataktan ayırma, odadan ayırma gibi kelimelerle arama yaparak dinlemeni tavsiye ederim.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s