Silahların Gölgesinde Gülümsemek



Buharlaşıp giden insanlığın kıyısına vurmuş tüm çocuklara…


 Gitti çocuk,

Parmak aralarından sızan hayallere tutunarak.

Gözyaşlarının kenarına asılı dualar bıraktı.

Ve cennet kokulu bir tebessüm,

Cehennem soğuğu teninin örtemediği.

Timsah ağızlı asker postallarına göğüs geren kaldırım,

Taşımaya güç yetiremedi bu küçük bedeni.

Biliyordu çünkü,

Sokak lambasının kimsesiz ışığından başka yoktu kefeni.

 


Ölüme şiir yazılır mı? Ben, kaldırımın gölgesine sığınan ve ondan yardım dileyen savaşın kucağındaki çocuk için yazmıştım bu şiiri. İçim kanamıştı onu öyle görünce. İnsanın içi nasıl kanar o zaman anlamıştım. Bir fotoğraf insanı her baktığında nasıl öldürür, orada yaşamıştım.
Artık ölüme yazılacak şiirlerim yok. Ne kalemimin takati kaldı yazmaya, ne de kalbimin kağıda fısıldamaya… Derken, insanlığın kıyısına vurmuş bir çocuk bedeni kelimeleri tek tek boğazıma dizdi. Kabuk bağlamış yaralarım kalktı bir bir. Kanıyor içim yine apansız ve zamansız. Tıpkı, her ölümün zamansız olduğu gibi… Hiçkimse ölecek yaşta değildi hani? Çocuklar ne zaman büyüdü silahların gözünde? Namluları ne zaman küçülttünüz, bir çocuk bedenine çevrilme cesaretini bulacak kadar?
Utanıyorum şimdi sadece. Buzların altında dahi gülümseyen katledilmiş bebeklerden, üzerlerini örten muşambanın görevini dahi yapamayışımdan, tankların altında ezilen minik bedenlerden ve bir çocuğun düşmana attığı sapanının ucundaki taş kadar olamayışımdan utanıyorum.


Daha yasını tutamamışken bu cennet kokulu bedenlerin; hain silahların babaların canına kast ettiğini görüyorum. Bir çocuk ne zaman ölür sordunuz mu hiç? Bir çocuğu, babasını vurarak da öldürürsünüz. Silahlar bilseydi tüm bunları, mesela bir evlat emzirmiş olsalardı yutkunurlardı tüm kurşunları eminim. Nefessiz kalacak olsa da dizerlerdi bir bir boğazlarına. Ama yapmıyorlar işte! Ben bu yüzden ‘Kaçın çocuklar!’ diye bağırmak istiyorum. Ellerine verip en sevdikleri oyuncakları, ‘Size başka bir dünya çizelim. Sarıp sarmalayıp içimizde saklayalım.’ diye fısıldamak istiyorum.
Ama yalnızca utanıyor ve ağlıyorum. Ağlamaktan, hatta belki de gizlice böyle vicdanımı rahatlatmaktan, hiç bir şey yapamayışımdan, yapamadıkça ellerime bulaşan kandan, kendimden, senden, bizden, onlardan; tüm insanlıktan utanıyorum.
Açlıktan ölen, tankların altında ezilen, üzerine bombalar yağan, bir mayın yüzünden paramparça olan, babası şehit edilen, kıyıya vuran çocuklar varken bu dünya hiçbir zaman masum olmayacak, biliyorum. Ben de masum olmayacağım. Hiçbirimiz! Masum olmayacağız. Ve belki de göremeyecek birçoğumuz, dünyadan akan kanın ayak ucuna koyulan çocuk bedenlerinin aslında nasıl gülümsediğini.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s