Mükemmeliyetçileştirebildiklerimizden misiniz?


Küçük kırgınlıklarımız var hepimizin… Yabani, görülmemiş, keşfedilmemiş; eski bir binanın çatlakları gibi depremi bekleyen kırgınlıklar… İçine dolan tozu dumanı savurmak için küçük bir sarsıntının yolunu gözleyen, avucundaki kiri dökmek için sabırsızlanan, yası dahi tutulmadan unutulmuş, affedilmiş, sindirilmiş… Üzeri ustalıkla örtülmüş kırgınlıklar yasladık bedenlerimize. Yasladıkça yorulduk; yoruldukça yontuldu bize ait olan tüm duygular.

Bu kadarmış hayat. Ağzımıza koyduğu bir lokmaya karşılık, yüzümüze vurduğu bin tokat. Bu kadarmış hayat; eksik, yarım ve hakiki mutluluğu bize hiçbir zaman sunamayacak olan bir gölge…
Acıların, kırgınlıkların orta yerinde yaşıyoruz bu gölgede. Bir gölge ışık vaat edebilir mi? Hakiki mutluluğun bu dünyada olmadığını kabul edersek evet. İşte o o zaman huzura erer kalpler. Ruhumuza yapışan lekeleri inkar etmezsek, onların olmaması gerekiyormuş gibi yaşamazsak hayat çekilebilir bir yer olur. Boyun eğmek değil bu. Tam aksine, eline umudu, duayı, mücadeleyi alıp acıyla yüzleşmenin ve savaşmanın adı. Acıyı gözlerine sürme diye çekmiş dünyada acıyla, ama acıya karşı yaşamak ve böylece saf mutluluğa ulaşmak.
Gökyüzü bile sadece gündüzden ibaret olacak kadar iddialı değilken, zamanı geldiğinde koynundan karanlığın en zifirisini çıkarabiliyorken; bizim bu sonsuz aydınlık merakımız neden? Karanlık olmasa, aydınlığın ne kıymeti kalırdı ki?
Bunu bile bile, bıkmadan usanmadan mükemmeli arayan gözlerle aralıyoruz her sabah perdeyi. Hep mükemmeli istiyoruz, ama işin kötüsü bulamama ihtimalimizi dağların ardına yolluyoruz. ”Nasip, hayırlısı…” gibi sözler dudağımızın kenarında asılı duruyor yalnızca. Gözleri kör edecek bir hırsla yaşıyoruz hayatı ve istediklerimizi elde edemeyince de, ebabiller üzerimize taş yağdırmış gibi bir azap sarıyor her yanımızı. Ufacık bir sıkıntıda dünya yerle bir olmuş gibi davranıyoruz. Kabullenmiyoruz hiçbir eksiği; hatta başarıyı bile kabullenmiyoruz. Yetmiyor elimize konan nimetler, hep daha çok istiyoruz.
Güneşin sıcacık şefkatine bıraksak kendimizi; yağmurdaki merhameti özlüyoruz. Karın omuzlarındaki saf rahmet değse kirpiklerimize, bulutların arasında geziniyor gözlerimiz. Elimize hangi oyuncak verilirse verilsin, gözümüz hep vitrinlerde. Doymak bilmeyen bir ümitle bekliyoruz ellerimizden tutup bizi huzura sürükleyecek mutluluğu. Oysa, boşa bekleyişlerin yakasından tutup; sadece yanılıyoruz.
Hangimiz mutlu, huzurlu bir hayat istemez ki? Ama biz biraz ileri gidiyoruz. Üzüntünün, mutsuzluğun, eksiğin olmadığı bir dünya istiyoruz, mümkün mü? Pencereden bakmaya boyu yetmeyen bir çocuk gibi parmak uçlarımızda yürüyoruz hep, boyumuz daha büyük gözüksün diye… Bu hırsın sırtımızda oluşturduğu kamburu hiç farketmiyoruz. Ufacık bir derde dahi tahammülümüz yok. Ama asıl bu tahammülsüzlük derde duçar ediyor bizi. Böylesine mükemmeliyetçi olmak hırs tomurcukları atıyor hayata ve eritiyor insanlığı yavaş yavaş. Çünkü insanoğlu gözbebeklerine yerleşmiş bu hırsla önüne gelen herkesi eziyor.
Kimimiz ise yürüyor ellerine alıp tüm kırgınlıkları ve yenilgileri. Sabrın parmak uçlarına kondurduğu metanetle, sakin ve derin bir teslimiyetle… Yürüyor; doğumu ve ölümü verene, kırgınlık nedir bilmeyene… Asıl rahmete, merhamete… Yürüdükçe avuçlarından kayıp giden yeisi döküyor yola. Yalanı, riyayı, korkuyu… Başını dünya denen gölgelikten ışığa çeviriyor. Mükemmel kelimesi yetersiz kalıyor yüzünü döndüğü yerde.
Yarım olmayana yöneliyor, eksik olmayana. Acizliğini kabullenip, her sabah duayla açınca gözlerini; tüm mağlubiyetlerin karşısında tek ve gerçek umut doluyor bu kez avuçlarına. Karanlıklar misafir olsa da hayata, aydınlık; her zaman kapıyı açan ev sahibi oluyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s