Adem Güneş/ Güvenli Bağlanma Dosyası-1

Güvenli Bağlanma Tanımı ve Bağlanmayı Etkileyen Durumlarimage
Adem Güneş’in “Güvenli Bağlanma” kitabını okudum ve çok beğendim. Ben de aralardan size kesitler sunmak istedim. İmkanı olanın alıp hepsini okumasını tavsiye ederim. Özellikle hamile bayanların bebekleri daha doğmadan okumasının çok faydalı olacağı bir kitap. Ben oğlum 17 aylıkken okudum ve bana bile çook faydası oldu. Anne ve bebeğin bağlanması çok önemli. Ve kitabı okudukça kendimi sorguladım, hatalarımı, eksiklerimi gördüm. Bu bölümde Güvenli Bağlanma konusuna giriş niteliğinde bölümler paylaşacağım.

image• Hayatta her şey “bağlanma” değil midir? Annene, çocuğuna, işine, kıyafetine, arabasına; her şeyle arasında bir bağlanma vardır insanın. Ama nasıl bir bağ? Bağımlılık mı? Bağlanamama mı? Güvenli bir bağlanma mı? İşte bunların temeli anneyle güvenli bağlanmadan geçiyor. Adem Güneş bu konunun izahıyla başlıyor kitaba. “Çocuk annesini kendisinin devamı zanneder. Annesi gözden kaybolsa kaygılanır, ağlamaya başlar. Birçok anne ise çocuğunun böyle kuvvetli şekilde bağlanmasını anlayamaz, anormal görür. Çocuğunun kendisine bağlandıkça kopamayacağını zanneder. Halbuki bebek annesine ne kadar engelsiz yaklaşırsa o kadar kendisini emniyette hisseder, ne kadar emniyette hissederse de o kadar çabuk ayrılır. 2 yıl anneyle bağlanma sürecindedir. Bu süreçte anne de çocuğa bağlanmalıdır. Bağlanma çift yönlü gerçekleşmezse, 2 yılın sonunda bebek anneden zor ayrılır. Bağlanmayı tam elde edemeyeceği için anneden kopamaz, kaygılanır, bağımlılık ilişkisi ortaya çıkar. Birçok anne çocuğuna yakın durdukça bağımlı olacağını zanneder. Halbuki bağımlılık bir doyamama halidir. Çocuk annesinden ruhsal doyum elde edemediği kadar bağımlı olur. Annesiyle bağlanamayan çocuklar ilerde de bağlanma sorunları yaşar. Bağlanma ihtiyacını olumsuz arkadaşlarda, sigarada, alkolde, uyuşturucuda arar.” Hani hep bir inanış var. “Aman çocukla yatma ayrılamazsın. Aman çok kucağına alma alışır. Hemen odasını ayır, sonra zor olur. Oysa Adem Güneş ve okuduğum pek çok pedagog bunun tersini savunmakta. 2 yıl bebek ve anne koyun koyuna yatmalı, bebek her istediğinde ihtiyacı olduğunda annenin kokusunu, tenini hissetmeli diyorlar. Kendi kültürümüzden uzaklaşıp batının pedagojisinin her şeyini sorgusuz almak bize zarar veriyor. Korkmayalım onlarla koyun koyuna yatmaktan!

Eymen uyuyacağında bizim yatağımıza yatıyor, ben de yanına yatıyorum. Sütünü içiyor sonra yanıma doğru sokulup uyuyor o kadar hoşuma gidiyor ki. Onun özellikle yanıma gelip bana yaslanarak uyuması hem bana hem ona tarifsiz bir huzur veriyor biliyorum😌

• Çocuk doğduğu anda her ne kadar annesine şiddetli bağlı olsa da anne henüz çocuğuna bağlanmamıştır. Anne de bağlanırsa çocukta tatlı bir ruhsal doyum gerçekleşir. Bağlanamayan anneler çocukları ile yorulur, onların isteklerinim bitmek bilmediğini düşünür. Halbuki bağlanmış anne gücünü çocuğunun sıcaklığını kendi ruhunda duymaktan alır. Bağlanamayanlar ise yorulur, güçsüz kalır, çocuğunun kendisini tükettiğini zanneder. Halbuki bu bağlanamamaktan kaynaklanan mücadele halidir. Çocuk ise “Kendini bana bırak anne.” der hal diliyle. Anne de kendini çocuğa bırakırsa çocuk ruhen doyar. Yoksa çocuk buna tepki verir. Ağlayarak uyanmalar, derin uykuya geçememeler, sıçrayarak uyanmalar, emmeyi reddetmeler, dakikalarca ağlamaların altında bağlanma problemleri yatar.
Burada çok şaşırtıcı bir ayrıntı var. Bebeğin kendini anneye bırakması fıtridir. Annenin ise değildir, bir çaba gerektirir.

Yapılan araştırmalara göre güvenle kendini bebeğine bırakan annelerin sütü daha fazladır. Anne kaygılı, üzüntülü, agresifse süt azalır ya da kesilebilir.

Annesine güvenli bağlanma gerçekleştirmiş çocuğun okul arkadaşlarına, öğretmenime, sokaktaki arkadaşına, sahip olduğu eşyaya da bağlılığı dengeli ve sağlıklı olur. ”

Özetleyecek olursam kitabın devamında Adem hoca bağlanma problemi yaşamış çocuklarım ileriki hayatında da bunu etkilerini göreceğini söylüyor. Sıcacık bir mesajda, sözde, ilgide çocuk hemen karşıdakine bağımlılık derecesine bağlanabiliyor. Yani değerli olduğunu hissettiren kişiye aşırı derecede yakınlaşıyor. Ayrılamama, bağlanmaya karşı koyabilme yeteneği oluşmuyor. Öyle derin bağlanıyorlar ki tüm duygusal ihtiyaçlarını o kişiyle gidermek istiyorlar. paranoyak bir kişiliğe bürünüyorlar. . O sevgiyi kaybetmek istemediklerinden paranoyak bir kişiliğe bürünüyorlar. Terk edilme korkusu, ayrılım kaygısı yaşıyorlar ve bağlanmalarında ayrılmayı da beceremiyorlar.

• Çocuk doğduğunda annesini kendisinin devamı zanneder. Acıkınca annesine gülümser, annesi bebeği doyurursa düşünce gücüyle anlaştıklarını keşfeder. Onlar tek vücut yaşıyordur. Bu uyum gerçekleşmiyorsa, ihtiyaçları, huzursuzlukları anne tarafından karşılanmıyorsa sinirlenir, ağlar. Felç olmuş birinin suya uzanamaması gibi bir hal ve hise bürünür. Bu uyum ne kadar iyi olursa bebeğin benlik yapısı o kadar güçlü olur. Bağlanmanın 3 noktası vardır:
1- Ten ile temas: çocuğun altının değiştirilirken bacaklarına, karnına sevgi dokunuşları bunu geliştirir. Gece birlikte yatmak, bebeğin annenin tenine temas etmesi, annenin bebeğine dokunarak uyuması bağlanmayı kaliteli hale getirir. Bebeğini emziremeyen anneler de zaman zaman onu alıp göğsüne yatırmalı ve anne teninin sıcaklığını vermelidir. (Gece Eymen’le yatağa yatıyoruz. Ben uzanırken sütünü içiyor. Sonra sütünü koyuyor ve bana yaslanıyor ya da sarılıyor. Ben bir şeyler söylerken uyuyakalıyor. Hem onun hem benim için dünyanın en güzel duygularından.)
2- Göz ile Temas: çocuk kendine öfke duyan birini gözlerinden anlar. (Eymen parkta bazı çocukların yanına gidip severken, bazılarından ilk kez dahi görse korkup kaçıyor. Kaçtığı çocukların fırsat bulunca onu ittiğini vurduğunu fark ediyorum.)
Çocuk ona hissizce bakan göze karşı kapanır, ağlayarak kendini korumaya çalışır. Birçok ebeveynin yeterince göz teması kurmadığını gözlemliyoruz. Çocuk ebeveyne yöneldiğinde göz ucuyla bakmak, aklı başka yerde çocuğu oyalama, tv seyrederken, telefonla uğraşırken (bu bana😕) çocuğa anlık bakışlar atma bağlanma fırsatının kaçırıldığı anlardır. (Eymen oyun oynarken mutlaka yanında birini istiyor. Birlikte oynamasak bile, kendisi oynasa da yanında oturmamızı onu izlememizi istediğini belli ediyor. Yanında oturmam yetmiyor, yazıda bahsettiği gibi oyalama değil gerçek ilgiyi bekliyor. Yanında oturup başka şeyle ilgilenirsem huzursuzlanıyor.Arada başını kaldırıp bana bakıyor. Onu izliyor olursam yüzünde, gözlerinde bir gülücük beliriyor.Buradan da küçük de olsa bebeklerin ilgimizin seviyesini anladığını ve ona göre davranmamız gerektiğini anlayabilirz.

Uzun süre bakışmak, göz teması kurmamaktan tehlikelidir. Yoğun hislerle, gözünü hiç kırpmadan bakmak çocuğa yetişkin duygularının altında ezilmiş gibi hissettirebilir. Göz ile temasta çocuğun seviyesine inmek gerekir . Çok yakın ya da uzak değil 45 cm civarı olmalıdır. Mesafe arttıkça bağlanma azalır, azaldıkça direnç ve tepki oluşur .

3- Ses ile temas: anne ses tonunu sıcak ve içten kullanmalıdır. Monoton konuşmalar, duygusuz ifadeler çocuğu yorar. Yavaş, yumuşak ses çocukta güven oluşturur.

•Bebek acı hissederken (diş çıkarma, ateşlenme, düşme) annesini yanında ister. Ancak bazı durumlarda anne ikilemde kalır. İğne, aşı, dikiş atılma, kırılma vb. durumlarda anne doktorla iş birliği yapmamalı, çocuğun ellerini ayaklarını tutmamalıdır. Hekim ile iş birliğini hemşire, o yoksa baba yapmalıdır. Çocuk kendini çaresiz ve zor durumda hissederken, onu o duruma sokanlar arasında anneyi görmemeli; anne acı sonrasında sığınıp rahatladığı kucak olmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s